FIRSAT BU FIRSAT

FIRSAT BU FIRSAT

Artık rüzgârlar daha sert, doğa daha acımasız. Hazır kış geldi, sokağa da pek çıkamıyoruz, o halde sert havalara karşı sağlam önlemler almak için de belki de en uygun zamandır.

            Azimli olanlarımız, denize çıkmak için artık sadece rüzgârı değil aynı zamanda sokağa çıkma yasaklarını da kolluyorlar. Fakat pek çoğumuz, bu kadar sıkı tedbirler, salgın (pandemi) tehdidi, yaş aralığına göre farklılıklar gösteren sokağa çıkma saatleri, sokağa çıkma yasağı günleri derken, bağladık tekneleri marinaya, çekildik kabuğumuza. Ancak yine de kısıtlı zamanlarda yapılabilecek veya yaptırılabilecek şeyler var.

 

NEREDE O ESKİ HAVALAR!

            Bunların başında hiç kuşku yok ki bilgi ve ufkumuzu geliştirecek kitaplar okumak geliyor. Bunu zaten cepte görüp diğer teknik işlemlere devam edelim biz makalemizde. Efendim, hava da, gün geçtikçe eskinin bilgilerine dayanarak yapılan tahminleri çürüten yeni davranışlar sergiliyor artık, hepimizin malumu. Ani değişiklikler, daha önce yaşamadığımız şiddetler artık gündelik olaylardan olmaya başladı. “Hiç böyle şeyler olmazdı eskiden” gibi cümleleri artık sıkça duyar olduk. Ama oluyor. Dünya değişiyor, insanın katkısıyla şartlar hızla ve sertçe değişiyor, yaşlı gezegenimiz ısınıyor ve ısındıkça da tuhaflıklar görüyoruz. Örneğin Marmara’da hiç olmaması gereken ılıman deniz canlılarını görüyor, uzak denizlerde yaşaması gereken kimilerini limanın içinde, teknemizin altında görüveriyoruz!

            Yeri gelmişken bir tartışmaya da değinmekte yarar var. Kimileri, biz hiç olmasaydık da küresel ısınmanın olacağından, çünkü Dünya’nın ısınma-soğuma periyotlarının olduğu gerçeğinden söz ediyorlar. Doğrudur, Dünya ısınır, soğur, bunları birkaç bin yılda bir tekrarlar. Ancak insanın burada katalizör etkide bulunduğunu, işlemi hızlandırdığını, hatta çok hızlandırdığını, yarattığı veya sebep olduğu sera etkisiyle, değişime dair tüm meteorolojik olayların fazlasıyla sertleştiği, eski tabirle şedit hale geldiğini de atlamamak gerek. Başka şekilde söyleyecek olursak, insan olmasaydı da küresel ısınma olacaktı ancak değişim belirtileri olan meteorolojik olaylar bu kadar şiddetli olmayacaktı.

ÖNLEMLERE ADIM ADIM

            Şimdi, madem bu kadar laf ettik belirtilerin şiddetine dair, rüzgârların da eserken artık daha bir sert, daha şiddetli sağanaklarla bizi etkilediği gerçeğini de biliyoruz, o halde önümüzdeki sezonda bunlara maruz kalacak teknemiz için neler yapabiliriz, ona bir bakalım. Hemen söyleyelim, makalemizin yeri, bu önlemlerin tamamını ele almaya uygun değil, aksi halde konuya ilişkin bir kitap bile çıkabilir. Biz birkaç belli başlı olanı ele alacağız, gerisi, her tekne sahibinin dikkat ve kendi şartlarına bağlı olarak değişiklik gösterebilecek elbette.

 

RÜZGÂR TUTUŞU AZALTMAK

            Hepimiz biliriz; bazen öyle havalara rastlarız ki, hiçbir yelken açık olmadığı halde tekne kendi kendine, hem de hiç de azımsanmayacak bir hızla yol alır. “Kuru direk yol yapıyor tekne” deriz böylesi durumlara. Aslında sadece kuru direk değildir teknenin yol almasını sağlayan. Rüzgâr tutan her yüzey o esnada yelken görevi görüyordur. Başta teknenin kendi gövdesi yapar bunu, sonra alan oluşturan ne varsa. Serpinti körüğünden tutun, bumbaya, gölgelik tenteden tutun. Güvertede ise ters çevrili bota ve hiç kuşkusuz sarılı da olsa cenovaya kadar her şey rüzgârı “tutar”.

Tekne, ister suda ister karada olsun, eğer bir süre yalnız başına bırakıyorsak, rüzgâr tutabilen her şeyi ortadan kaldırmak en iyisidir. Fırtınaya başıboş yakalanan teknelerin başına en büyük derdi açan şeylerden biri, özellikle sarılı duran ön yelkenlerdir. Biz cenovayı sarıp bırakırız ve sarılı olduğu için hidrodinamik bir yapıya sahip olduğunu zannederiz ama öyle değildir. Katmanları, dikişleri, hacmiyle her anlamda rüzgârı tutmaktadır. Şiddetli rüzgarın etkisiyle kendiliğinden açılması sandığımız kadar zor değildir, açılmasa bile bazı kenarları aşırı rüzgâra maruz kalıp zarar görebilir. Kendisi zarar görmese, tekenin hareket etmesini, karadaysa devrilmesini bile sağlayabilir. Bu nedenle yalnız bıraktığımız teknelerde, ister sarma, ister klasik sisteme sahip olsun, ister sarmalı veya lazyjack içinde kuzu kuzu yatan anayelken, ister flok/cenova, açıkta hiçbir şekilde yelken bırakmamak en iyisidir.

Eh indirmişken bumbayı da indirip kamaraya/ambara almak hiç de fena fikir sayılmaz. Zira o da rüzgâr tutuculardan biridir. Bu arada tente ve serpinti körüklerini saymıyoruz bile çünkü onları kapatmış, rüzgâr tutucu olmaktan çoktan uzaklaştırmış olduğumuzu; güvertede bot, sandık, can salı vb. malzeme bırakmadığımızı varsayıyoruz.

 

TAM BİR SIZDIRMAZLIK GEREK

            Ege’de 30 Ekim’de meydana gelen deprem sonrasında oluşan tsunaminin Teos Marina’da ve çevre barınaklarda yarattığı zararı önceden tahmin etmek, o kadar şiddetli bir deniz hareketine hazırlıklı olmak ve ona göre önlem almak kolay olmadığı gibi, olası da görünmüyor. Teknenin içinde bulunduğu denizin bir blok halinde gidip gelmesi, karşısında durulabilecek güç değil doğrusu. Ancak yine de her türlü önlemi almak, tsunami olmasa bile, çok güçlü rüzgâr, beraberinde gelebilecek yağış veya teknenin gerek doğal, gerekse dış yapay etkenlerle (üzerine başka teknelerin veya pontonun yatması gibi) fazla suya, belki de doğrudan denizin kendisine maruz kalması olasılığına karşı yapılabilecekler var. Tam bir sızdırmazlık, bunlar arasında en önemli olanlardan.

            Heçler, lumbozlar, açılır kapanır veya sabit ne kadar pencere, kapak, vana varsa hepsi ama hepsi, sızdırmazlığa karşı kontrol edilmiş olmalı. Aslında bu, her zaman için yapılması gereken bir hazırlık ama içinde olduğumuz teknede olası durumlara müdahale etme şansımız genellikle olduğundan, sezonda pek oralı olmadan atlatabiliyoruz kimi durumları. Ancak içinde değilken, hatta çok çok uzaklardayken müdahale etme şansımız olmadığı için, özellikle tekneyi bırakırken mutlaka bu sızdırmazlık konusu ciddiye alınmalı.

 

DELİ BAĞLAR GİBİ

            Hepimiz tekneyi belirli halatlarla bağlayıp bırakırız. Ama acaba bu halatlar sağlam mı? Bağlandıkları yerler, babalar, koçboynuzları, tonoz, tonozun zinciri, kendisi, hatta tekneyi bağladığımız ponton/parmak iskele sağlam mı? Yüzer pontonumuzla ilgili şüphelerimiz varsa marina idaresine sorabilir, şüphelerimizin giderilmesini talep edebiliriz elbette. Ama biz, üzerimize düşeni gerektiği kadar yapabildik mi?

            “Canım, bu kadar endişe edecek bir şey yok” denebilir ama son yıllarda yaşananlar, bazen tam da o kadar endişe etmeye gerek olduğunu anlatıyor gibi. Başka türlü söyleyecek olursak, biz gerekeni yapalım, önümüzü kış tutalım da, yaz çıkarsa bahtımıza…

            Standart koltuk halatları, eğer tüm bağlantı noktalarımız ve halatlarımız sağlamsa, yeterince başarıyla görevlerini yerine getireceklerdir ama rüzgârın nasıl ve hangi açıdan patlayacağını tam olarak asla bilemeyiz. Bu nedenle açmazlarla tekneyi farklı noktalardan beslemek daha akıllıca olur. Hatta mümkünse bir bordanın farklı noktalarından birkaç açmaz almak, uzaktan bize bakanların, “Şuna bak! Tekneyi deli bağlar gibi bağladı” demelerine yol açsa da, olası bir doğal felaket anında gülen tarafın biz olmasını sağlayabilir. Ayrıca bu bağlama, sadece kendi teknemizi değil, komşu teknelerin üzerine yatmamızı engelleyerek veya azaltarak onları da korumayı sağlayacaktır. Bu nedenle birkaç farklı rüzgâr yönüne göre öngörülü olmakta yarar var.

            Teknemizi, yani canımızın yongası olan malımızı koruyan halatların başında dolanan bir derdin de altını çizelim: Aşınma! Halatların, hareket anında nereye sürtündüğünü, nasıl bir sürtünmeye veya aşınmaya maruz kalabileceğini de, tekneyi bırakmadan önce kontrol etmek, buna göre önlemler almak gerekir. Çünkü sürtünmeyle aşınacak bir halat, birçok açmazla güvence altında olduğunu zannettiğimiz teknemizin başını derde sokabilir.

 

ENSEM KALIN

            Teknemizi çok düşündük, iyice bağladık, güvertede rüzgâr tutan hiçbir şey bırakmadık, açmazlarla sağlama aldık, marina yönetiminden yüzer pontonun da sağlama alınmasını rica edip bu konuda da başarı sağladık. Her şeyin yolunda olduğunu sanıyoruz değil mi? Değil! Bakalım komşu teknelerde aynı hassasiyet var mı? Tanışıyorsanız mutlaka konuşun, onun da benzer önlemler almasını sağlayın. Tanışmıyorsanız veya “ne gerek var, bir şey olmaz” diyenlerdense, marina yönetiminden kendisiyle iletişim kurmalarını rica edebilir veya en iyisi kendi işinizi kendiniz görürsünüz. Tıpkı boynu kalın kurt gibi. (Deniz kurdu olmak böyle bir şey olsa gerek.)

Komşumuzla aramızda yeter sayıda değil, belki de yeterinden fazla usturmaça bulundurmak, bu usturmaçaların, hareketli, yatıp duran veya baş-kıç yapan bir tekneye karşı hangi noktalarda etkili olabileceğini hesap ederek yerleştirilmiş olmasını sağlamak iyi olacaktır. Hatta, sakin havalarda fazlasıyla yeten silindirik usturmaçalara ilaveten, belki araya birkaç balon usturmaça bağlamak da düşünülebilir. Eğer yanımızda tekne değil de beton bir rıhtım varsa o zaman usturmaçaların üzerine tahta bağlayarak (bkz. Yelkenli Yatta Kendine Yetebilmek, Tayfun Timoçin, 2. Baskı, Ocak 2017, sayfa 80) yani “usturmaça tahtası” oluşturarak hem teknemizi hem de usturmaçalarımızı koruma yoluna gidebiliriz.

           

            Tabii iyi bir tekne sigortası da olmazsa olmazlardan. DADD’ın bu konudaki katkısı yadsınamaz. DADD’ın hazırladığı en kapsamlı tekne sigortasına ulaşmak için burayı tıklayabilirsiniz. https://www.denizlerdeyiz.org/avantajlarimiz/sigorta-anlasmasi/

           

            Biz bunları yapalım, gereğini yerine getirelim, burada anlatılmayan ama aklımıza gelen diğer önlemleri de alalım ama umalım da hiçbiri lazım olmasın. Selametle…

Derleyen: Tayfun TİMOÇİN

Ex Volkan
Author: Ex Volkan