SERT HAVA HATIRLATMALARI 

Tayfun TİMOÇİN

SERT HAVA HATIRLATMALARI  

Meltemin sertleştiği, denizlerimizin kalabalıklaştığı bu dönemde bazı hatırlatmalar, işimize yarayabilir.

            Sezonun en bol rüzgârlı dönemindeyiz. Tabii teorik olarak. Bizler Dünya’nın çivisini çıkarmaya başladığımızdan bu yana birşeyler değişmeye başladı, kuralların istisnaları da epey çoğaldı ama yine de şimdilik, Temmuz ve Ağustosun ilk yarısının denizlerimizde rüzgârlı olduğu gerçeği, fazla değişmişe benzemiyor.

            Anadolu’da ve özellikle Ege’de “meltem” adını verdiğimiz rüzgârlar sistemi, Temmuz ayında ve Ağustos’un ilk yarısında neden daha güçlüdür? En başta, Dünyanın meteorolojik ekvatoru, yaz döneminde kuzey yarımküreye daha çok yaklaştığı için, kutuplardaki soğuk havanın, kendisine daha yakın olan sıcak havaya akışı hızlanır. Aynı nedenle, kara da çok daha fazla ısınır ve deniz meltemi, yani nispeten serin olan deniz üzerindeki hava kütlesinin, karanın sıcaklığıyla ısınıp yükselen hava kütlesinin altına doğru akışı hızlanır. Bütün bunlar üst üste bindiğinde, Meltem adını verdiğimiz rüzgârlar da coştukça coşar.

            Bu nedenle Marmara, Ege ve Batı Akdeniz, yaz döneminde yelkenin her branşı için mükemmel hale gelir. Tabii doğa bu, pek freni olmayabilir de. Kuralları o koyduğuna göre, bize de o kurallara uymak düşer. İşte bu kurallara uyarken aklımızda bulundurmamızda yarar olan bazı şeyleri, hatırlayalım ya da unutmayalım diye bazı notları paylaşmakta yarar var.

YELKEN KÜÇÜLTMEK: Her şeyden önce rüzgâr, yelkencinin dostudur, düşmanı değil. Bunu aklımızda tutmalıyız. Rüzgâr arttıkça, sanki düşman orduları üzerimize geliyormuş gibi duygulara kapılmanın anlamı yok. Rüzgâr coştukça, bizim de yapacaklarımız var zaten. Amatör denizcilerin kullandığı ortalama 11-12 metrelik bir yelkenliyi ele alacak olursak, böyle bir teknenin, uygun abramayla her rüzgârı sıkıntısız tolere edebileceğini söylemek yanlış olmaz. Ama teknenin fazla bayılması rahatsız ediyorsa, yelkenleri küçültmek (ve ıskota arabasının yerini daha da uygun hale getirmek) elbette elimizde. Bunun için seyre çıkmadan önce camadan tertibatımızı (yelkenimiz sarma sisteme sahipse onu) kontrol etmeli, eksiğini gediğini kontrol etmeliyiz. Unutmayalım: Rüzgâr arttıkça ne kadar yelken, o kadar hız demek değildir. Teknenin ulaşabileceği bir hız vardır ve onun üzerinde, rüzgâra fazla gelen yelkeni taşımak sadece yavaşlatır, rahatsız eder, sorun yaratır ve tehlike oluşturur.

NASIL BİR KOMBİNASYON: Gerçi çok söylendi ama halen sıklıkla karşılaşıyoruz: Kimi dostlar hava kuvvetlendikçe, inatla sadece cenova basıyor. Böyle olunca teknede ne stabilite kalıyor ne seyir yeteneği. Rahatlatan ve dümen dinlemeyi mümkün kılan anayelken basılı olmadığı için tekne fazla yalpaladığından, içindekilerin rahatsızlığı da cabası! Anayelkenı hisa etmekten/açmaktan çekinmeye gerek yok. Anayelken tekneye denge verir. Rahatlatır. Dümen dinlemesini sağlar. Kontrolün bizde olmasına izin verir. Anayelken olmadığında bunların hepsi azalır ya da ortadan kalkar. Sadece cenova ile seyredenler, belirli açılarda teknenin dümen dinlemediğini görüp şaşırırlar. Nedeni budur. Eğer rüzgâr çoksa, anayelkeni az açar ya da camadanlı hisa ederiz. Ama mutlaka ederiz. Unutmayalım: Anayelken kontrol sağlar, ön yelken götürücü takviyedir.

MOTORLA SEYİR: Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’ne göre, yelken-motor seyir yapmakta olan bir tekne, “kuvvetle yürütülen tekne” kabul edilir. Yani yelken-motor seyir halindeyken, “ben yelkenli tekneyim, yol hakkı benim” diyemeyiz. Motorumuz çalışıyorsa, kuvvetle yürütülen yani motorla seyir eden tekneyiz demektir. Zaten kurallar, bunu iyice bilelim ve çevremize gösterelim diye de, gündüzleri sivri ucu aşağı bakan siyah üçgeni toka etmemizi, geceleri de silyon fenerimizi yakmamızı söylüyor. Bu kurallar, bedeller ödenerek oluşturulmuştur. Eğlence olsun ya da birilerine zorluk çıkartılsın diye uydurulmamıştır. Uymak zorundayız.

9 KAT KURALI: Bir körfeze girerken, havanın geleceği yöndeki dağların/tepelerin, deniz seviyesinden yüksekliğinin dokuz katı kadar mesafe içinde rüzgâr, deniz kaldırmaz. Buna 9 kat kuralı deriz. Yani bin metre yüksekliğindeki dağların ardından gelecek rüzgârın deniz kaldırabilmesi için, 1000 metrelik tepenin izdüşümünden itibaren 9000 metre boyunca ilerleyebilmesi lazımdır; bu da, seyir planlamamızı yaparken göz önüne almamız gereken bir başka unsurdur.

DALGALARA DİKKAT: Kafadan gelen dalgalar elbette bizi sarsar. Ama teknenin, dalgayı aştıktan sonra çukura düşüp korkunç bir sarsıntı geçirmesini engellemenin bir yolu var. Dalgayı doksan dereceyle değil de, mesela 60–75 arası bir açıyla karşılamak. İşin aslı, dalgaya dik girmekte sorun yok ama çıkarken açı vermek şart. Yoksa tekne gövdesi üzerine küt diye oturup birşeylerin zarar görmesine neden olabilir. Eğer becerebiliyorsak dalgaya dik girip, çukura düşmeden önce açı verebiliriz de. Biraz pratik yapmak iyi olur. Bir şeyi ne kadar çok yaparsak, o kadar iyi yaparız!

CAN YELEĞİ: Can yeleğinin hayat kurtardığını hepimiz biliyoruz da neden kullanmıyoruz? Söyler misiniz lütfen, üzerimizde olmayan bir can yeleği hayatımızı nasıl kurtarabilir? Bir kaza veya tıbbi problem sonucu denize düşen ve özellikle bilincini yitiren kişilerin boğulmaktan sadece bir can yeleği ile kurtulabileceklerini bilmiyor muyuz? Hepimiz biliyoruz. Sert bir yalpa başımıza ne işler açabilir. Bu nedenle “can yeleği delikanlıyı bozar” demeyelim ve giyelim. İçi köpüklü, sert yelekler canımızı sıkıyorsa, tüplü ve rahatsızlık vermeyen modeller gün geçtikçe ucuzlamakta. Can yeleği, sadece üzerimizdeyse işe yarar!

RÜZGÂRI KULLANMAK: Dostumuz rüzgâr varken motorla yol almayı anlamak zor. Tam kafadan geliyorsa o başka ama sırf biraz kuvvetli diye, yelkenleri mayna edip motor basmak, denizci tavrı değil. Acelesi olanın denizde, hele yelkenlide ne işi var? Hep söylediğim gibi, yelkenci, bir yere varmaktan çok, gidiyor olma halini seven insandır.