ISKOTA ARABASI
TEKNEDEKİ TANIDIK YABANCI:
ISKOTA ARABASI

Yelken seyrinin keyfi hiçbir başka şeyde yok doğrusu. Sadece denizin ve birşeylere çarpan rüzgârın sesiyle saatlerce, belki günlerce yol almak büyük mutluluk kaynağı. Elbette doğanın bazen sakin, bazen de coşkun olan hallerine uyum sağlamak kaydıyla. Zira doğa şartlarına hükmetmek elimizde değil. Elimizde olan, onlara uyum sağlamak. Yelken seyri de ancak uyum sağlayarak en keyifli ve güvenli hale geliyor kuşkusuz. Artan veya azalan rüzgâra uyum sağlamak için yelkenli teknelerde bolca kontrol mekanizması var. Iskotalar, mandarlar, vinçler vs. Ancak biri var ki, çok işlevsel olmasına rağmen, genelde unutup göz ardı ediyoruz. Iskota arabasından söz ediyoruz. Anayelken ıskotasını tekneye bağlayan, raylı (veya teknolojiye göre değişen donanıma sahip) mekanizma.
Çoğunlukla, otomatik vitesli arabanın “D” (drive) vitesi gibi, ortaya getirilip bırakılan, sonra da unutulan bir donanımdır araba. Oysa yelkenlerin gücünü arttırabilir veya rüzgârın öfkesinden bizi koruyup, teknenin bayılmasına engel olabilir. “İnce ayar”dan çok daha fazla şeydir ıskota arabası.
Önceliğimizin güvenli ve rahat gezmek olduğunu, ince yarış ayarlarının konumuzun dışında kaldığını hatırlatalım. Çünkü yarış için zorlanan limitler, hem malzeme hem de yelkenci açısından ele alındığında, DADD’ın da limitlerini aşıyor. Tekrar söyleyelim, önceliğimiz güvenli ve rahat yelkenli seyirleri.
Teknenin omurga hattını hepimiz biliyoruz. Teknenin başı ile kıçı arasındaki düz çizgiden söz ediyoruz. Teknede rüzgârın geldiği yana rüzgârüstü, gittiği yana da rüzgâraltı dediğimizi hatırlayalım. Örneğin, rüzgârı sancaktan alan bir teknede omurga hattının sağ (sancak) tarafı rüzgârüstü, sol (iskele) tarafı da rüzgâraltı olacaktır.
Iskota arabasına gelmeden önce elbette anayelken ıskotasının gerginliği bizim için öncelikli ayardır. Anayelkeni doğru trimle, en işlevsel haline getirdikten sonra devreye ıskota arabası girer. Araba, teknenin dümen dinlemesi için de en önemli yardımcılardan biridir aslında.
Hafif havalarda doğru trim edilmiş bir anayelkenin arabasının rüzgârüstünde olması, omurga hattının üzerinde veya biraz açığında olan bumba ile birlikte yelkenin performansını arttıracaktır. (Bunu özellikle vurgulamamızın nedeni, bumbanın gezi yelkenciliğinde omurga hattının rüzgârüstüne geçmemesi gerektiğini hatırlatmaktır.) Rüzgâr arttıkça arabayı omurga hattına ya da başka türlü söylemek gerekirse ortaya yaklaştırmak gerekir.
Rüzgâr iyice artmaya tekne de iyice bayılmaya başladığında, bu durum tekne sahibinin ne kadar hoşuna giderse gitsin, misafirlerini, ailedeki çocukları vs. memnun etmeyeceği için, bayılmayı azaltmak adına arabanın rüzgâraltına indirilmesi mükemmel bir çözümdür ve bu yolla teknenin, eskisine oranla çok daha iyi dümen dinlediği görülecektir.
Günümüzün “daha hızlı” gitmeye angaje fazla modern tekne tasarımlarında artık araba, eskisi kadar geniş bir hareket alanına sahip değil. Bu nedenle ıskota ile geniş geniş oynamak gerekiyor. Havuzluktan bumbaya yükselen ve gereğinden fazla serbest alanda salınan bir ıskotanın tehlikeli olabileceğini hepimiz biliyoruz. Bu da modern zamanların bir yelkenli teknecilik eksisi gibi görülebilir. Geleneksel ve “en güvenli” kabul edilen su damlası modeli teknelerden, neredeyse ikizkenar üçgen modeli daha hızlı teknelere geçerken bazı lükslerden feragat edildi. Havuzlukta çok daha geniş olan teknelerin haliyle ıskota hareketleri de buna paralel olarak büyüdü. Yarışanlara sözümüz elbette yok ama aile gezi teknesi isteyen veya sahip olanlar için en idealinin, havuzluğu süpürmeyen ıskotalar ve kolay hareket edebilen, güvenli ıskota arabaları olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim.
Son söz olarak, ıskota arabamızın yerinin, teknemizin dümen dinlemesini olduğu kadar yelken performansını da düzene soktuğunu belirtelim ve artık araba ile biraz daha yakın bir dostluk kurmanın iyi olacağını söyleyelim. Selametle…
(Derleyen: Tayfun Timoçin)
