GÜVERTE SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ

GÜVERTE SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ

 

Güverte, çok iyi bildiğimizi sandığımız sözcüklerden biri. Ama arkasında neler var neler.

 

Güverte deyince pek üzerinde durmayız. Üzerinde yürüdüğümüz yerdir teknede veya gemide, o kadar. Güverte işte. Yolcu gemileri ile seyahat edenlerimiz bilir, kamaramız üçüncü güvertededir mesela veya yedinci, havuz, havuz güvertesindedir, bar altıncı güvertede kıç taraftadır falan. Yelkenli tekneler tek güverteli oldukları için yolcu gemileri gibi kafa karıştırmazlar. Açık güverteli birkaç katlı bir motoryatımız olsa bile güverte güvertedir, kafamız karışmaz.

Peki bu sözcük nereden geliyor dilimize? Desem ki size, “Öyle bir sözcüktür ki bu, tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuştur sanki”, hiçbir şey ifade etmez değil mi? Ama bu yazı bittiğinde, ifade ediyor olacak. Başlayalım o zaman.

Efendim, Venedik İtalyancasında “coverta” sözcüğünden dilimize girmiştir güverte. Coverta, aslında kapak demek. Neden kapak? Çok basit. Tekneyi ahşaptan veya fiberden imal ettiğimizi düşünelim. Önce omurga (ki 1000 yıl öncesine kadar önce kaplamalar yapılırdı) çatıldı, sonra yavaş yavaş kaburgalar yani postalar ve ilgili detaylar, sonra kaplamalar. (Tabii fiberse tekne, kalıptan bütün olarak çıkıyor.) Hepsi bitince, ortaya “kabuk” dediğimiz, uzatılmış ve büyütülmüş bir kayık tabak gibi içi boş bir nesne çıkıyor. Diyelim ki tas. İyi de bu tasın üstünü kapatmak lazım. Üzerinde yürünecek, içine girilip oturulacak, direk dikilecek, koçboynuzları vs. konacak; kapatmadan olmaz. İşte bu tasın kapağına, bayağı “kapak” anlamında coverta (koverta) demişler, Akdeniz’de 13’üncü yüzyıldan itibaren de diğer milletlerin denizcileri ile içli dışlı olan bizimkiler, lafı alıp dilimize “güverte” diye uyarlamışlar. İngilizcede kapak, örtü vb. anlamlara gelen “cover” sözcüğü size daha çok şey ifade etti mi şimdi?

Ama bitmedi.  Eski Türkçede gök, hem mavi, hem gökyüzü hem de tanrı anlamına gelen bir sözcük. Aslında hepsi de “yukarı” ile ilgili. Çünkü mavi de yukarısı, gökyüzü de yukarısı, tanrı(lar) da yukarıda. Göğermek diye bir tabir vardır, duymuşsunuzdur. Mavileşmek veya yükselmek anlamlarına gelir. 

Halk arasında kullanılır ama inanın ki halk arasında sebebi, kaynağı bilinmeden kullanılan pek çok sözcük ve ses, ta Orta Asya’dan bu yana vardır. İnanması zor gelebilir ama “gövercin” adı da bu “gök”ten gelir. Güvercinin Farsçası da kabutar. Çünkü Farsça kabud, “mavi” demek. İran’ın Meraga kentinde 12. yüzyıldan kalma mavi renkli bezemeler olduğu için adı Kümbet-i Kabûd, yani Mavi Kümbet olan nefis bir mimari eser vardır. Farsça, çok eski Yakındoğu dilleri ile yakın akraba. Öyle ki, kendi içinden çıkmasa bile komşu dillerden, aynı aileden olmasa dahi sözcük alıp vermiş. Şimdi buraya dikkat: Mavi gökyüzü ya, yani yukarısı ya, yukarıya doğru herhangi bir nesne, mesela kafamıza örttüğümüz örtü veya elbisenin kapüşonu da örtü ya, işte kapüşon da, arabanın kaputu da aynı kökten geliyorlar. Kaput, cüppe de demek, palto da. Kuzey Afrika’da kullanılan bir tür külahın adı da bu. İtalyanca “capa” olan her şey de buradan. Bizim kaban dediğimiz şey de. Tam da aynı nedenle mesela Kırmızı Başlıklı Kız’ın İngilizcesinde de var olan “hood” kapüşon/başlık vb. anlamlardadır, arabanın kaputunun İngilizcesi de “hood”dur.

Sözcüklerin, kavramların çok ilginç yolculukları var. Doğu mu Batı’dan aldı, Batı mı Doğu’dan? Bu, çoğu zaman yanıt bulunması zor sorudur ama son iki bin yılın öncesinden beri var olan sözcüklerin çoğu, tecrübeyle sabittir ki Doğu kökenlidir. Zira Akdeniz’e alfabeyi, yazıyı ve dolayısıyla yazılı ifadeyi taşıyan Fenikeli denizcilerdi, Fenike, bugün Lübnan dediğimiz bölgeydi, bu bölge Yakındoğu’nun liman bölgesiydi, yazı da Yakındoğu‘da başlamıştı, denizcilik de ve hepsi bir yana, uygarlık da.

Ex Volkan
Author: Ex Volkan