TEKNEMİZİ ÇİĞ ÇİĞ YİYEN SİNSİ TEHLİKE

TEKNEMİZİ ÇİĞ ÇİĞ YİYEN SİNSİ TEHLİKE

Elektrik hep vardır ve asla yok olmaz. Ona sürekli yiyebileceği birşeyler vermek şarttır.

Tekneler de hastalanır. Nasıl kendimize iyi bakmadığımızda hastalanırsak, iyi bakmadığımızda teknemizde de bazı sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.  Eğer iyi bakılmamış bir bedende henüz bir rahatsızlık belirtisi yoksa bu, bazen şans, bazen zamanlama ile ilgili olabilir. Başka deyişle, henüz bir sorun görmediyseniz, sevinmek için acele etmeyin, bekleyin görürsünüz! Kendi hayatımızı da teknenin hayatını da (ki aslında ikisi de aynı şeydir) şansa emanet edemeyiz.

HAYIR OZMOS DEĞİL

Dünya genelinde tekne sörveyi yapan uzmanların ikinci el teknelerde rastladığı en büyük problemi ele alacağız bu yazıda. Aklınıza hemen ozmos gelmiş olabilir ama değil, zira ozmos, az sayıda ve neredeyse terk edilmiş denebilecek kadar ilgisiz kalınmış teknelerin başına gelen bir hastalık. Bahsedeceğimiz şey çok daha büyük bir sorun. Çünkü biz teknenin içindeyken, onunla geziyorken, eğleniyorken teknemizi canlı canlı yiyen, başımıza bir felaket açmak için her an çalışan sinsi, korkunç, karanlık ve yorulmak bilmeyen, her an direğimizi devirebilecek, bumbayı yok edebilecek, devasa yükler altındayken vinçlerin yerinden fırlayıp gitmesini sağlayabilecek bir hastalık bu: Galvanik korozyon!

BAY LUIGI VE BAY VOLTA

Hastalıkla ilgili özet detaylara girmeden önce, rahatsızlığın adına biraz mercek tutmakta yarar var. Böylece olup bitenleri daha ii anlamak mümkün olacaktır. Galvanizm

Luigi Galvani (1737 – 1798)

ve çoğumuzun yaptığı gibi zincirlerimize (ve başka metal eşyaya) yaptırdığımız “galvanizleme”, ismini nereden alır? Bu ismi veren, tekneci veya demirci değil aslında bir tıp doktoru ve fizik bilgini olan İtalyan Luigi Galvani. 1737 – 1798 arasında yaşamış Bologna doğumlu Galvani, hangi metal hangi metale üstündür gibi çalışmalara hiç girmemiş gerçekte. Onun yaptığı, anatomi dersleri vermek ve hayvanların dokularında bir tür elektrik bulunduğuna inandığı için kas hareketlerinin ardındaki elektrik üzerine çalışmak olmuş. Tabii bunu öyle geliştirmiş ki, bir ara başka hiçbir şeyle uğraşamamış. Galvanizm ise, rakibi ve meslektaşı, Pavia Üniversitesi’nin fizik profesörü Alessandro Volta tarafından verilmiş bir isim, ki kendisini Volta pilinden tanırız. Galvani, Alessandro Volta’ya, kesintisiz bir elektrik akımı kaynağı geliştirme fikrini esinlemiş. Volta pili elektrik çağının habercisi olmuş, Galvani ise sinir ve kas fizyolojisinden başlayarak tüm elektrofizyolojinin öncüsü. Tabii çok fazla detayı olan bu verimli dönem için bu kadar bilgiyle yetinip yerimizi savurganca kullanmayalım.

HEPSİNİN YERİ BAŞKA

Konuya yavaş yavaş girelim. Efendim, teknelerimiz ahşap, fiber gibi elektrikle pek de ilgisi olmayan dayanıklı malzemelerden üretilse de, istemeden de olsa pek çok aksamda metal kullanıyoruz. Doğanın bize armağanı olan metallerin faydasını da çok görüyoruz elbette. Ancak aynı doğa bize bir de elektrik adı verilen, kontrollü kullanıldığında çok yararlı, hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren, kontrolümüzden çıktığında ise korkunç olabilecek enerji türünü vermiş. Metaller, farklılıklar gösterse de elektriği büyük oranda iletebildiklerinden, ortada bir akım varsa, mutlaka bunu hissediyorlar.

Bir de bu metallerin dayanıklılık konusu var. Oksidasyon ve korozyona dayanıklılık. Başka deyişle öz yapılarının bozulmaya karşı dayanımı. Dayanıklı metallere, asil metaller, soy metaller veya değerli metaller adı veriliyor. Dayanıklı olmayan metaller ise ana metal veya baz metal diye adlandırılıyorlar. Bu baz metaller, yapıları gereği bozulmaya karşı dirençleri düşük olduğu için haliyle daha ucuz, daha kolay erişilebilen metaller ve bazen kullanılmaları da zorunlu olabiliyor. Soy metallerin en iyisi altın. Gönül isterdi ki teknelerimizin bütün vidaları, boruları, metal aksamı altın olsun ama olsaydı eğer, satın alınabilirliği düşük olurdu.

UNUTMASAK YETER ASLINDA

Galvanik korozyon büyük beladır ama aslında korunması son derece basit önlemlerle mümkün olduğu halde unutulması da aynı derecede kolaydır. Sinsi ve bir noktaya kadar gizli ilerlediği için, ciddi bir soruna yol açana kadar bazen farkına bile varılmaz.

Tuzlu su, yani bizim durumumuzda deniz, bir elektrolittir. Elektrolit, serbest iyon içeren ve elektriksel iletkenliğe sahip ortama verilen isimdir. Bu, tabii ki laboratuvar ortamında oluşturulabildiği gibi, denizde de kendiliğinden oluşur. Elektriksel iletkenliğe sahip ortamlarda soy metaller ile baz metaller farklı etkilenirler. Baz metaller, yukarıda açıkladığımız yapıları gereği çok daha fazla bozulurlar, daha bilimsel bir dille, oksidasyona ve korozyona uğrayarak kütle kaybederler. Bu elektriğin oluşumu için ille de denizin içine elektrik kablosu girmesine gerek yoktur, doğal olarak metaller arasında kendiliğinden oluşur. Bir kez oluştuğunda da durmaz. İşte teknelerin metal aksamını, başka deyişle de teknemizi çiğ çiğ yiyen bu elektriktir. Hele, marina gibi bol teknenin ve bol metalin bulunduğu yerlerde bu etki, sanılandan fazla olabilir.

ÖFKEYİ DİNDİRMEK

Bu elektriği ortadan kaldırmamız mümkün olmadığına göre, onun öfkesini dindirecek, teknemizdeki değerli metalleri onun hışmından koruyacak birşeylere gereksinim vardır. Tıpkı, taş devrinin ilkel zamanlarında, yanardağın öfkesini dindirebilmek için canlı bir insanı kurban vermek gibi, elektriğe de bir şeyleri kurban vermek şarttır. Bu kurbanın da hem kolay ulaşılabilen, hem değerli metaller sağlıkla hayatlarını sürdürürken kolaylıkla aşınabilecek türden bir metal olması şarttır.

Aşağıda metallerin listesini göreceksiniz. Bu liste baz metalden soy metale doğru gider. En üstteki bazlara “anot”, en alttaki soylara da “katot” denir. Listedeki metaller birbirlerine ne kadar yaklaşırlarsa, elektroliz o kadar az olur; ne kadar uzaklaşırlarsa o kadar çok olur. Yani birbirine yakın metaller yerleştirileceği zaman, bunların, listedekilerden birbirlerine yakın olmaları beklenir ki sinsi sinsi birbirlerine zarar vermesinler.

ANOT

            Magnezyum

            Çinko

            Alüminyum

            Kadmiyum

            Yumuşak çelik

            Dökme demir

            Kurşun

            Kalay

            Pirinç

            Bakır

            Bronz

            Bakır-Nikel alaşımlar

            Paslanmaz çelik 430, 410, 316, 304

            Gümüş

            Grafit

            Altın

            Platin

KATOT

 

MUTLAKA YEMELİ

Teknelerde çoğunlukla paslanmaz çelik ve bronz türevleri kullanıldığı için, onlara en uzaktaki anotları kurban olarak sunarız elektriğe. Hepimizin bildiği gibi en kolay bulunan, en uygun kurban, tutya adını verdiğimiz çinkodur. Teknenin çeşitli yerlerine, mümkünse uzman gözetiminde yerleştirilen tutyalar, değerli metallerimize zarar gelmesin diye, elektriğin gücü karşısında yavaş yavaş erir giderler. Ve biterler. İşte bizim dikkatimizin, bu bitmeye yönelik olması şarttır. Aksi halde tutyaları tükenmiş bir teknenin, örneğin pervane şaftı yavaş yavaş erimeye başlar. Elektriğe yiyecek bir şey mutlaka verilmelidir, bulamazsa, yemesi zor olanları da sabırla kemirmeye başlar. Aman dikkat!

Unutmayalım ki suyun içindeki elektroliz, suyun üzerinden çok daha fazla ve yoğundur. Su hattının üzerindeki korozyon daha yavaştır ama sıfır değildir. Ayrıca tuzlu su serpintisi, havadaki nem de elektriğe yardım ve yataklık eden unsurlardır. Hiç farkına varmadığımız bir zamanda, bir makaranın alüminyum yanaklarının erimiş olduğunu görürüz ve bazen gördüğümüzde istenmeyen bir olay yaşamış bile olabiliriz.

 

BİR DE CONTA

Bu nedenlerle, tutyalarımızı ihmal etmemeye, onları her daim sağlıklı ve gürbüz tutmaya özen göstermek, hastalığa yenik düşmemenin ilk şartı. Bir de, metal bağlantıların arasına metal olmayan, kauçuk-dayanıklı plastik gibi malzemelerden, conta yerleştirmenin de yararı büyük. Plastik/kauçuk gibi malzemeler, yalıtkan oldukları için elektriğin etkisini yavaşlatacak, konumuna göre de durup, başka yere musallat olmasını sağlayacaktır. Ama tekrar edelim: Elektrik asla vazgeçmez. Her zaman yiyecek bir şey arar. Onu gürbüz tutyalarla beslemeyi aman ihmal etmeyin ki teknemizi çiğ çiğ yemesin! Selametle…

Derleyen: Tayfun TİMOÇİN

Ex Volkan
Author: Ex Volkan