ZÜRAFADAN AYANDONA
ZÜRAFADAN AYANDONA – Tayfun TİMOÇİN
“Zürefânın düşkünü beyaz giyer kış günü!” derler ama artık doğru kabul edilmeli mi bu laf, bilemiyorum. Bence insan istediği mevsimde istediği rengi giymeli. Hatta, özellikle kış aylarında renkli giyinmeli. Kışın renksizliğine karşı giysilerimizin rengiyle daha neşeli olabiliriz. Belki biliyorsunuzdur, altı aylık gece kuşağını bariz yaşayan Danimarka’da en çok ölüm ocak ayında yaşanıyormuş! İntihar değil, normal ecel. Yani ecel bile iç karartıcı ortamlarda daha çabuk geliyor anlaşılan. O yüzden özellikle Kuzey Avrupalılar kış aylarında kırmızı, turuncu, mor, fıstık yeşili gibi iç açıcı renkler giymeye çalışırlar. Bizde, kış aylarındaki güneşli gün sayısı bol olduğundan belki buna dikkat etmemişiz ama, açık renk giyeni de “zürefânın düşkünü” diye hakir görmüşüz. Zürefâ, zarifin çoğulu. Arapça’dan geliyor. Zarif de, zarâfetli, güzel, şık, nâzik, ince, kibar, nükteli kimse demek. Artık karşısındakine “çok zarifsiniz” diyen kimse pek kalmadı ama bir zamanlar böylesi lafların çok kullanıldığı, dilin gelişiminden anlaşılıyor.
Bir de, “zemheri zürefâsı” var. Kışın, şıklık olsun diye ince ve açık renk giysiler giyen insanlara deniyor. Zemheri de yine Arapça, zemherir’den geliyor. Gündönümünden sonra yaşanan şiddetli soğuklar, karakış, bir anlamda erbain demek. Kastedilen, 22 Aralık ile 31 Ocak arasındaki soğuklar. Ocak ayının ilk en meşhur fırtınasının da Zemheri Fırtınası olduğunu söylemek gerek yeri gelmişken. 5-8 Ocak arasında beklenir.
Bundan önce de ocak ayının hemen başında 2-4 Ocak arasında, üç günlük bir fırtına vardır. Kimi takvimlerde buna Mihrican derler. Mihrican, Farsça “mihrgân”dan gelir ki, “sonbahar” demektir. Bugün İran Mecusîleri’nin Nevruz’dan sonra gelen ikinci en büyük bayramlarının da adıdır. Sonbaharın başlangıcına mihrgân-ı âmme, sonuna da mihrgân-ı hâssa derler. İran takviminde sonbahar “Mehr” ayı ile başlar ve bu ay, bizim takvimimizle 23 Eylül-22 Ekim arasıdır. Kış ise 22 Aralık-20 Ocak arasını kapsayan “Daî” ayı ile başlar. Bence, eğer bir Mihrican fırtınasından söz edeceksek bu, mihrgân-ı hâssa, yani sonbaharın sonuna denk gelen kısımdadır.
Bu Arapça, Farsça faslını kapatmadan önce, zürafa adını verdiğimiz o güzel deve soylu hayvanın adının da “zarif”den geldiğini, yukarıda anlattıklarımızla aynı köke sahip olduğunu ekleyelim.
HACI ANDON
Zemheri’den sonra 17 Ocak’ta adı olmayan ve iki gün sürmesi beklenen bir başka fırtına, ardından 23 Ocak’ta “Kış Şiddeti” fırtınası.
Ve son olarak da Ayandon Fırtınası. Tarihi 28-30 Ocak arası.
Ayandon ne ya da kim? Ayandon, (Aya Sofya gibi) Aya Andon adlı azizin halk dilinde yuvarlanmış hali. Aya, aslında Yunanca’nın Latin harfleriyle yazılmış halinde “Hagia” diye bilinir ve bizim “hacı”nın ta kendisidir. Yani, İslamiyet’te hacı ne ise, Hırıstiyanlık’ta “hagia” yani hacı da odur. Tabii bu topraklarda serpilmiş İseviliğin yaşayan hali Ortodoksluk’ta böyledir, Katolikler’e geçince Hagia (Aya), “Saint” olmuştur. (Eski Fransızca’ya Latince Sanctus’dan geçmiş. Anlamı, “kutsal”.)
Bu Hacı Andon (Agios Antonios), Mısırlıdır ve bütün keşişlerin babası sayılır. MS 251 ile 356 yılları arasında yaşamıştır. Hayatının büyük kısmını İskenderiye’de geçirmiştir ve bir tek Kıpti (Koptik) dilini bilir. Anlatıları ve öğretileri Yunanca’ya çevrilmiştir. İsa’nın, Tanrı’nın oğlu değil, normal bir insan olduğunu ileri sürdüğü için Kilise tarafından sapkın olarak nitelendirilen Arius’un tezini çürütmesinde ve dışlanmasında önemli bir rolü vardır. (Bu arada Arius da İznik’te 325 yılında toplanan konsülde aforoz edilmiştir.) Katolikler onu 17 Ocak’ta, Ortodokslar da 30 Ocak’ta anarlar. İşte bu topraklarda yaşayan Ortodoks Hıristiyan vatandaşlarımız (Rum ve Ermeni yurttaşlarımız), denizcilerimiz, balıkçılarımız ki bize de çok şey öğretmişlerdir, Hacı Andon’u andıkları gün çıkan fırtınaya onun adını vermişlerdir.
